Bir yetim gibiydim şu fani dünyada Başı boş ne yapacağını bilmeyen Örnek gösterilenler aciz,kusurlu Diyordum öyle birini örnek almalıyım ki kusursuz olmalı Tanıyamadım,tanıtamadılar Rasulüm Seni Anlatamadılar,sevdiremediler. Tanımayınca nasıl sevebilirdim ki, Oyalandım sahte sevgilerle...
Yıllar geçti garipliğim iyice boynumu büktü Yoruldum yalancı modellerden İşte yaş 19 olmuştu...
Seni Tanıdım.
Bir güneş gibi doğdun hayatıma Evet dedim aradığımı buldum... Öyle bir dalmıştım ki hayatını okumaya Sanki yeniden doğmuştum. Tüm karanlıklar yok olmuştu Sen bu garip yetimin ellerinden tutmuştun. Aradaki asır farkı ortadan kalkmıştı Benim gibi analı babalı ümmetin manevi yetimlerini bırakmamıştın... Seni Tanıdıkça kendimi buluyor hatalarımı düzeltiyordum.. Yıl 1990 dı ama Aynı zaman dilimindeydik Seninle...
Her bir hadisin yoluma Işıktı... Minberde Seni dinliyordum sanki... Hep yanımdaydın... İyiki bulmuştum Seni yada Sen beni almıştın yanına bilmiyorum... Bu dem de Peygamberim öğretmenim,kılavuzum,Liderimdin...
Bir dem daha geldi Seni kendime öyle yakın hissettim ki acıların üzerime yüklendiği yıllardı belki... Babam diyordum artık sana bir baba sıcaklığı bulmuştum sende. Herkesin terk ettiği demde yine sen vardın yanımda... Kızın Fatıma'nın yanında bir kızında ben olsam derdim.
Nur Cemaline kavuşma iştiyakıyla uykuya daldığım demler çok olmuştur. Seni Tanıdım; Işık oldun,Nur oldun, Yoluma Kılavuz oldun, Rehberim oldun...
Sonsuz şükürler olsun sana ümmet yaratılmışız Sonsuz şükürler olsun kalbimiz İslam Nuruyla aydınlanmış. Ey Sevgili En Sevgili Bırakma ellerimizi Burada sahip çıktığın gibi Ahirettede sahip çık Sensiz garip bırakma ümmetin manevi yetimlerini Ebedi Sevgilimiz Mevlamız sana, Habibim demiş Bundaki ince hikmete binaen Öğret bize nasıl Habib olunur O güzel ahlakından bizide nasiplendir. Uyandır ümmet-i Muhammed'in gençlerini Annelerini, Babalarını, Çocuklarını... Daldır İslam ahlakının ve ilminin derinliklerine Kaldır gaflet uykusundan hepimizi Tut ellerimizi bırakma bizi Tut ki yeniden şahlansın İslam Gençliği... Bırakma ellerimizi ...
Bezm-i eleste hayran olduğum Aşk meclisinde hayrete daldığım Fani dünyayı boş verdiğim Aşkınla bi karar kıldığım.....
Uğruna belalara düştüğüm Yandıkça yanmamayı öğrendiğim Dem gelip süveydana daldığım Gönül beytullahını tavaf ettiğim......
Lâ ilâhe illallah kılıcıyla Tüm gönül putlarını devirdiğim Kâh İbrahim'in olup teslim olduğum Kâh İsmail'in olup kurbanın olduğum Kâh Muhammedî nurunla Aşkına boyandığım..........
Al götür beni buralardan Cemaline hayran olduğum.....
Aşkınla yanan yüreğim Dem gelir volkan olur.....
Dayanamam yangınına......
Aşkına düşeli yaşıyorum ....
İşte öylesine.....
Kulluğum tamamlansın, diye.......
Bir çağırsan Bir haber salsan Vuslat zamanıdır Hadi gel diye...
Hazırlanacağım bir gelin gibi Ellerimde aşkının kınası Üzerimde gül kokuların Masum beyaz gelinliğimle....
Yüzümde kırmızı alım Sorsan bana ne getirdin, diye Yok sana sunacağım Salih bir amelim....
Dağıtmışım hepsini Nefsim azmasın diye Geldim işte kapına Acziyetim hiçliğimle..... Sadece bir tutunduğum Gül dalım var elimde Simgesidir aşkımın Kabul edermisin?
Bu yolda gidenler öyle iyi bilir ki Gülün Yolculuğunu...
Haydi bilmeyenlerle bir yolculuğa çıkalım beraber... Önce bu yola talip olmak gerekir, yoksa gülden başka çiçeklerde var, dikensiz,isteyen onlara gidebilir...
Ama madem yolun gülün yolculuğuna benziyor, talebin onu istiyor, o zaman hazır ol, karşılaşacaklarına...
Yola başladık... Yol dikenli, başladı bile seni incitmeye, canından can kanından kan damlar sızım sızım... Yılmak yok devam,bak senden önce giden kardeşlerin var, onlarda gidiyor ayakları kanaya kanaya, yürekleri sızlaya sızlaya... Bak ufukta yeşil yapraklar var bunlar senin ailen,dostların sevdiklerin,akrabaların... Çok sevdin hepsini değilmi? Varını yoğunu vermek istedin, canını isteseler verirdin, o kadar çok sevdin herkesi, çünkü hamurunda SEVGİ vardı,VEDUD esması ağır basıyordu yaradılışında... Elinde değildi ki sevmemek, çok kırdılar gönlünü, analı babalı yetim büyüdün, bilirsin kırık gönlün ne olduğunu... Bu yüzden midir ki dayanazmadın bir kırık gönül görsen... Sevdin herkesi şartsız sevdin, karşılıksız sevdin,beklentisiz sevdin....
Anlamadılar, incittiler seni, boynu bükük ayrıldın onlardan yada, onlar senden... Bak yol devam ediyor ,gülün dalı uzun daha ,demek ki bitmedi bu yol daha...
Yinemi dikenler, ahh kanattı yine ayaklarımı olsun, alıştım acılara varsın kanatsın, yansın yüreğim...
Ağlarsın kimsenin görmediği yerlerde, ağlarsın doyasıya, yağmur olur söndürür yanan yüreğinin acılarını...
Yine yeşil yapraklar çıktı, bari bunlara tutunayım, ne olur ihtiyacım var,sevgisiz yaşayamam ben ne olur sizde kırmayın beni,bari siz bana karşılık verin!!!!
Dersin....
Yokmu!! Bittimi!! Her yerde sevgiye neden bu kadar düşman herkes, neden menfaat olmuş tüm sevgiler, zormu karşılıksız sevmek zormu!!!!! ....
Tutundun sımsıkı bu yapraklara bırakmayacağım artık, aradığım belki bu sevgilerdi dersin... Yok yok yine atıldın, itildin,yine vuruldun kalbinden... Yarim,Eşim,evladım,komşum dedin, varını yoğunu fedaya hazırdın onlar için, ettinde ..... Ne mi oldu boş verin.... Hadi gönlüm yola devam, gül yolculuğuna madem girdik hadi devam edelim...
Elbet vardır bu yolun üzerinde olmamızın bir sebebi, Mevlam hiç bir kulunu boş yere bir yerde bulundurmaz vardır bir hikmeti. Merkez efendinin dediği gibi herşey merkezinde....
Dikenler yine kanatıyor yüreğini taşlayan taşlayana ...
Artık ümidini kaybetmek üzeresin...
Öyle bir sevgisiz kaldı ki yüreğin, tam bu dünyada sevgiye yer yok diyecektin ki...
Oda ne farklı bir şey çıkıyor önüne, bu karşılaştığın yapraklara benzemiyor,bu farklı, sanki içinde bir sır saklıyor gibi...
Aman Allah'ım bu ne güzellik, nereye geldim ben, dersin... Nedir bu kat kat kırmızı perdeler neyi anlatıyor sırrı nedir???... Gül bahçelerini hep dışarda arardın, sanki artık yüreğinde gül bahçesini yaşıyorsun... Evet sevgi bitmemiş demek, diğer sevgilerden vefa göremeyişinin sebebi bu olsa gerekti...
Eğer onlarda takılıp kalsaymışsın bu güzelliği göremeyecektin... Bu sevgi ALLAH SEVGİSİ ...
Allahım tüm dertlerim bitti,artık yüreğim acımıyor sanki güneş benim içimde doğdu...
İçimdeki karanlıklar bitti, tüm kalp hastalıklarım yandı bitti. Artık Mevlana h.z. leri gibi bakabiliyorum hayata, yaradılanları hoş görüyorum Yaradandan ötürü demiş Yunus, Onu'da anlıyorum artık.... Tüm resimlerle dolu kainat, Ressam sensin... Marifetullah ne büyük bir ilimmiş Allah'ım, samanyolu küçücük kaldı senin ilminin yanında ...
Dersin...
Meğer ne de boş şeyler için üzülmüşüm, asıl senden ayrı geçirdiğim saniyelere üzülüyorum artık...
Seni tanıdıkça Aşık oluyorum sana, hayranlığım kat be kat artıyor.
Leyla Leyla derken, Mevla'yı neden unutmuşum, halbuki Leyla sadece bir okulmuş, sana gelen yolu tarif eden bir okul...
Yürek kavruluyor ilahiaşkın ile dönüyorum, dönüyorum, aklım yerinde değil,bu kadar mı güzelmiş senin aşkın, bana verseler tüm kainatı, asla istemem... Varsın saraylar, köşkler, huriler, gılmanlar, dünyalıklar, ukbalıklar isteyenlerin olsun
BANA SENİ GEREK ALLAH'IM BANA SENİ GEREK...
Dersin...
Gülün çiçeğinde Muhabbetullah ilmini buldum Allah'ım... Mevlamın sırrı ki çile çekmeden ele geçmiyor, bedel istiyor, ama aldıklarının karşılığında, öyle bir Hazine veriyor ki, geri istemiyorsun verdiklerini... Mevlam geri veriyor aldıklarını, bu sefer sen istemiyorsun....
Seni Seviyorum Allah'ım, Seni Seviyorum.... Sana Aşkımı İlan Ediyorum... Duysun cümle alem,Aşığım aşık... Dersin...
Varsın bu kulunda senin aşıklarından yazılsın, Aşk hamalı olsun, bu öyle bir yükkü hürmetle taşınası....
Mevlam ne olur Cemallulah'ından mahrum etme bu acizide...
Ne arzum ne dileğim kaldı şu fani dünyada... Bir dileğim varsa Senin Cemalindir ancak...
Yüreğimdeki bu yangınını Cemalini seyretmek söndürür ahirette...
Bana düşen son nefesi beklemektir , aşkla hizmet gerekir tüm kullarına ki, olada bir kulu dua ederde Cemalullahı kazanabilir bu garip aşık.... Dersin...
Son nefesim Şeb-i aruz olsun ilahi... Herkes gülsün, ağlamak yok, Cenazem Düğünümdür... Mezarıma güller dikin, dikin ki Muhabbetullahı herkes okusun, güllerin dallarında, yapraklarında, çiçeğinde.... Dersin...
Bir şey unuttum değilmi? Nedenmi kırmızı gül?...
Kurban olduğumdandır Mevlama, canımı O'na adadığımdandır... Herkes bir şey için yaşar şu fani dünyada, varsın bu garip aşıkta O'nun için yaşasın, şehitler gibi canını feda etsin, çokmu O'na bir can feda etmişim, al Mevlam canım senindir... Dersin....
. . . . . Şevval’ın birinci günü olan Ramazan bayramı günü ile Zilhiccenin onuncu günü olan kurban bayramı gününe bayram dendi. Çünkü: Mü’minler, bu günlerde, Ramazan ayındeki Oruç farzını eda ederek, Allah (c.c.) ın taatında Şevval’ın altı gününün Oruç tutarak Resuülullah (a.s.v.) ın taatına ve gene farz olan Haccı eda ederek Allah (c.c.) ın taatından Resülullah (a.s.v.)ı ziyaret etmeğe hazırlandıkları için Resülullah (a.s.v.) taatına avdet ettiler.
Her sene bayramlar tekkerrür eder. Allah (c.c.) ın o günlerde ihsanı çoktur. Bayram günleri gelince sevinç ve neşe de gelir.
Resülullah (a.s.v.) buyuruyor ki:
-“Kim bayram günü üçyüz kerre, “Subhanallah-i ve bihamdihi” deyip sevabını müslümanların ölülerine hediye ederse, her kabre bin nur girer. Kendisi öldüğünde Kabrine bin nur indirir.
Resülullah (a.s.v.) buyuruyor:
-“KİM BAYRAM GECESİ, SEVAB TALEB EDEREK İBADETLE GEÇİRİRSE, kalblerin öldüğü gün onun kalbi ölmez.”
Rivâyet edilir ki:
Hz.Ömer (r.a.) bir bayram günü oğlunu gördü, üzerinde eski bir gömlek vardı. Hz. Ömer ağlamaya başladı.
Oğlu:
-“Niçin ağlıyorsun?” diye sorunca..
Hz. Ömer (r.a.) şu cevabı verdi:
-“Ben, bayram günü seni çocuklar bu gömlek ile gördükleri zaman kalbinin incinmesinden korkuyorum.”
Bunun üzerine oğlu şu mukabelede bulundu:
-“Ancak Allahın (c.c.), ondan kendi rızasını yok ettiği, anasına, babasına âsi olan kişinin kalbi kırılır. Ben senin rızan sebebi ile Allah’ın benden razı olmasını dilerim.”
Bunun üzerine Hz. Ömer tekrar ağladı, çocuğu bağrına basarak onun için dua etti.
Şair ne güzel söylemiş:
Derler ki, yarın bayramdır ne giyeceksin?
Dediler, (Rabbimin) Hil’atını (büyüklerin küçüklere iltifat olmak için giydikleri elbise) ki, (O) kulunu yavaş yavaş suladı.
Fakirlik ve sabır öyle elbisedir ki,
Aralarında bulunan kalb sahibi bütün bayramları görür.
Ey emelim,
Eğer sen kaybolursan, bayram bana mâtemdir,
Eğer sen bana görürsen işte o gün bayramdır.
Rivâyet bulunur ki:
-“Ramazan bayramı sabahı Allah melekleri gönderir. Melekler yeryüzüne inerler. Sokak başlarında durarak, insanlar ve cinlerden başka bütün mahlükatın işiteceği bir sesle şöyle nida eder:
-“(Ey Muhammed (s.a.v.) ümmeti, Kerim olan Rabbinize çıkın. O, büyük ihsanlarda bulunup, büyük günahı bağışlıyor.”
Müminler namaz kılmak için camilere taplandıkları vakit Allah (c.c.) meleklere şöyle buyuruyor:
-“İşçi çalıştığı zaman karşılığı olan mükafatı nedir?”
Melekler:
-“Onun ücretinin verilmesidir.”derler.
Bunun üzerine Allah (c.c.):
-“Sizi şahit tutuyorum ki, ben onlara sevap olarak Mağfiretimi ve rızamı verdim” buyurur.
Peygamber Efendimiz(sav) buyuruyor ki;”her kim bayram gecelerini ihya ederse kalplerin öldüğü bir günde onun kalbi ölmez” Bayram gecesinde 10 rekat namaz kılınır.her rekatta bir fatiha,10 ihlas okunur.her rükuya eğildiğinde rüku tesbihinden sonra on kere; ’sübhanALLAHi velhamdü lillahi vela ilahe illALLAHü vALLAHü ekber’ okunur.namaz bittikten sonra ALLAHü Teala’ya(cc) bin defa istiğfarda bulunulur.istiğfar bitince secde edilir ve secde de şu dua okunur; ‘Ey ALLAH!Ey Rahman!Ey Rahim!Ey hep diri olan!Ey kendi nefsiyle kaim olup hiçbir şeye muhtaç olmayan!Ey celal ve ikram sahibi!günahlarımı bana bağışla,orucumu kabul buyur,namazımı da kabul buyur.’ bu duadan sonra ALLAHü Tealadan hacetinin yerine getirilmesi istenilir bir de bayram gecesinde çokça Kur’an-ı Kerim okur,salavatı şerife getirir,teheccüd namazını kılar ve bolca dua eder
Allahım! Mübarek ramazan ayını hayırlısıyla tamamladığımız şu mübarek bayram gününde rahmetine, fazlına, lütf-u keremine, güç ve kuvvetine iltica ediyor ve bize dostluğunu lutfetmeni.. inayetinle bizi desteklemeni.. koruyup kollamanı.. me’mur kıldığın vazifelerimizi yerine getirmeye çalışırken yardımını esirgememeni.. başka kapılarda dolaşma ve elâleme el açma mecburiyetinde bırakmamanı ve her zaman sıyanetin ve hıfzın altında bulundurmanı diliyoruz ya Rabbi!
Allahım Ruhlarımızın bir aylık ramazanla tam kıvamını bulduğu, derinleştiği, olgunlaştığı ve yeni bir oluşum bekleyişe geçtiği şu Zamanın altın diliminde mübarek ramazan bayramı ufkumuzda tüllendi. Bayram, bütün bir ramazanın, özü, usaresi gibi bir duyguyla geldi. semaların en nurlu katmanlarından süzülmüş, meleklerin incelerden ince elleriyle örülmüş, alabildiğine yumuşak bir tül gibi benliğimizi sardı ve kopup geldiği âlemlerin şefkat ve duyarlılığını ruhumuza işledi. ve bir anne gibi bizleri kucakladı. Sen bizleri bayramla bütünleşen ve bayramlaşan kullarından eyle ya Rabbi!
Allahım Sen bizleri bayramın zevkine ve bayram duygusuna uyanan olgunluk ve enginlik sergileyen, her zaman bakışlarımızda lâhûtî bir derinlik, hareketlerimizde büyüleyen bir ciddiyet, sükûtlarımızda ürperten bir verâîlik ve tebessümlerimizde de sımsıcak bir letâfet tüllendir ya Rabbi!
Allahım
bayramın kendine has şive ve nazını, gönüllere inşirah veren, dinlendiren, mutlu eden ve ebedî mutluluğa giden yolları açan sihirli uğultularını Sen bizlere doyasıya duyur ya Rabbi!
Allahım
imanın aydınlık dünyasında, zikir, fikir, tesbih ve tehlillerin çağrıştırmasıyla henüz yaşamadığımız, görmediğimiz, hatta tasavvur bile edemediğimiz güzellikleri bize yaşat ya RABBİ!
bilhassa günümüzde, herkesin boğulup bunaldığı dünyanın karanlık tünellerinde,âdetâ Cennet yamaçlarında seyahat ediyor gibi, varolmanın, insan olmanın, mü’min olmanın en erişilmez zevklerini bu bayram vesilesiyle sen bizlere duyur ya Rabbi!
Allahım
Bayramdaki temcid, salâ, ezan ve gizli-açık her yanda duyulan evrâd u ezkâr kulaklarımıza âdetâ, gök kapılarının gıcırtılarını aksettiyor; tebrikler, el öpmeler ve ziyaretler ise şanlı geçmişimizden köpürüp gelen ruhu ve manayı andıyor.sen bizlere bu güzellikleri duyur ve yaşat ya Rabbi!
Allahım
Ramazana elveda edip bayrama kavuştuğumuz şu günlerde ömrümüzü bir adanmışlık mülâhazası içinde Sana kullukla geçirebilmeyi bize muvaffak kıl ya Rabbi!
yüce nezdindeki ‘ilm-i ledün’den bizi de hissedar eyle ya RABBİ!
anlayış ufkumuzun önündeki perdeleri kaldır.. sâlih kullarınla yoldaşlık yapmaya muvaffak eyle; neticede bizi de o güzel mukarrebun olan kulların gibi eyle! YA Rabbi!
Allahım!Lutfettiğin bayramda ve sonrasında Bizi her türlü bela, musibet bütün tehlikelerden koru.. muhabbet ve sevgi şerbetinden doyasıya içir bizi ümitsizlik gibi bütün hastalıkların illeti olabilecek bir ruh bozukluğuna müptela eyleme! Ya Rabbi!
Nihayetsiz şefkat ve merhametin sahibi ey Hannân,
sonsuz nimetleriyle topyekün varlığa ihsan üstüne ihsanda bulunan ey Mennân
Biz de aczimizi, fakrımızı şefaatçi kılıp kabrin zulmetinden ve darlığından rahmetinin enginliğine sığınarak el-emân, el-emân diyor, Senden eman dileniyoruz.
Malın-mülkün, evlâd ü iyâlin hiçbir fayda vermeyeceği, sadece selîm bir kalble yüce huzura gelenlerin kurtulabileceği.. arşın derinliklerinden, ‘nerede dünya hayatını isyan derelerinde, cürüm vadilerinde geçirenler?
Nerede Allah’a verdikleri söze ihanet edenler ve ömrü bir kayıptan ibaret olanlar?’
diye nida edildiği günün eleminden ve ızdırabından el-emân, el-emân! Diyor ve sana sığınıyoruz ya Rabbi!
Yüceler Yücesi Allahım Gizli ve açığımızı da bilen Sensin! Lütfen bizi mazur gör ve tevbemizi kabul buyur! Bizim Senin rahmetine, merhametine, şefkatine, inayetine, sıyanetine, hıfz u riayetine ne kadar muhtaç olduğumuzu biliyorsun.
Ne olur dileğimizi yerine getir ve bizi haybet ve hüsrana uğratma!. Ya Rabbi!
Merhameti sonsuz Rabbimiz!
nefsimizi yoldan çıkaran kirli arzulardan, mülevves düşüncelerden de ‘of!’ ediyoruz! Of! Ayaklarımızın kaymasına, kalbimizin kararmasına, düşüncelerimizin bulanmasına karşı Senin inayet ve sıyanetini dileniyoruz. Bizleri muhafaza buyur ya Rabbi!
Allahım Günahlarımız, cürümlerimiz ve hatalarımız olsa da biz Senin kulunuz.
Şayet merhametinle muamelede bulunup bizi affedecek olursan, o Senin şanındandır ve Sana da o yaraşır. Işte o zaman bayram bizim için hakiki bayram olur
Yok eğer azap edecek olursan biz de ona fazlasıyla layık ve müstehakız. Öyle olsak da Senin bizi affedeceğine olan inancımız katî, ümîdimiz de tamdır; zira Sen düşenlerin günahlarını bağışlama şanına en çok yaraşan yegane Zat’sın. biz kullarını bu bayram hürmetine bağışla ya Rabbi! Rızana bizleri Vasıl eyle ya Rabbi Hakkımızda hayırlı olacaksa sen bizleri daha nice ramazanlara ve bayramalara eriştir ya Rabbi!
Ya ilahel Alemin Senin yolunda her türlü hizmet eden Hizmetlere vesile olan Başta büyüğümüz ve büyüklerimiz olmak üzere Arkadaşlarımızı, kardeşlerimizı ve dostlarımızı Rıza ve rıdvanına vasıl eyle ya Rabbi Yapılan bu dualara her ne şekilde iştirak ederse etsin amin diyenlere de hidayet, ihlas ve istikamet lutfeyle Bütün geçmişlerimize rahmet eyle mekanlarını cennet eyle bizleri de rıza ve hoşnutluğunu kazananlardan eyle ya Rabbi!
Ey yüceler yücesi! Efendimiz Hazreti Muhammed’e, Muallâ aile efradına ve bütün ashab-ı güzînine salât u selam ederek bunları Senden dileniyoruz; dualarımızı kabul buyur ya rabbi!.. amin amin amin velhamdü lillahi Rabbil alemin El-fatiha
Hakiki Bayram
Duam… tutunduğum can simidi Ellerim semaya açılan kapı Bayram; mazlumların ümidi… Bayram ki İçimde; esrarlı yapı…
Giden benliğim, yiten aklım… Bitmez sandığım son yolculuk Bayram… Tuttuğum son salkım… Bayram ki; İçimde masum çocuk…
Silinen hatıralar, taze hayallerim Halili… ufak, aciz kulcuk… Bayram… semaya açılan elllerim Bayram ki… ukbaya yolculuk…
Bayram namazı Allah’a yaklaşmak için, özellikle O’nu birlemek için verilmiş ilâhi bir nimettir. Kılınış biçimiyle, hakiki namaza yaklaşmak için çok kesin işaretler taşıyan bayram namazı; tamamiyle bir lütf-ü ilâhi ve rahmettir. Bilindiği gibi bayram namazında, namaz içerisinde iki yerde fazla tekbirler getirilir. Bunlardan birincisi: İlk rekâtta Sübhâneke’yi okuduktan sonra getirilen tekbirlerdir. Bu tekbirler Fâtiha’nın ilâhi cereyan devresine geçişte bize azami kudreti sağlamak içindir. Bu tekbirlerle kılınan bir namazda; Fâtiha sırrı en geç ikinci rekâtın rükûu sırasında teessüs edeceğinden, ikinci tekbirler ikinci rekâtın rükûuna geçerken getirilir. Bu demektir ki: Gerçek namazda anlattığımız rükûa neden olan sırlar, bayram namazının ikinci rekâtında daha kolay ve açık bir şekilde belirir. Allah’ın rahmet kapıları ardına kadar açık olduğu için daha önce nice çabalarla gerçek namaza ulaşamamış kullar; bayram namazı sayesinde gerçek namaza kavuşur. Bayram namazının bir özelliği de: Bayram namazını kılan o kimse, bu rahmet deryasından tam yararlanamasa bile; ne kadar günahkâr olursa olsun, hatta ilk namazını kılıyor dahi olsa mutlaka namazı kabul olur. Ayrıca, bayram namazının ilâhi rahim sırrı içinde, şahsi günahları da affa uğrar. Şüphesiz ki; Bayram namazı da, cuma namazı gibi herkes için mutlaka gerçek namazı getirmez. Ancak, gerçek namaz bahsinde izah ettiğimiz gibi bulunduğu noktadan, gerçek namaza doğru büyük mesafeler katettirir. Bayram namazının bir inceliği de farz olmayışına rağmen büyük kitleler tarafından kılınma arzusu peygamberimizin bir lûtfudur. Çünkü bayram namazı Efendimizin yüzü suyu hürmetine, âlem-i İslâm’a verilen bir ilâhi bahşiştir ki; ancak Efendimize farz, bizlere, O’na nisbeten vaciptir. Elest bahsini iyi okuyan okuyucularım bu inceliği daha derinden kavrayacaklardır. Bu bakımdan, bayram namazına gelecek kimselere sınır koymak kimsenin hakkı değildir. Zamanımızda bu gerçeği iç yüzünü göz önüne almayan bir çokları, bayram namazına gelenleri adeta eleştiriye tabi tutarak mahcup etmeye çalışmaktadırlar. Tamamen yanlıştır. Bayram namazı, Allah’ın rahmet kapısıdır. İstisnasız her kula açıktır. Çeşitli amaçlarla, farz olmadığı halde başlangıçta belirttiği tarzda şükür namazı ve benzeri namazlarda belli bir biçimlenme söz konusu değildir. Kılınan sünnet namazlarının kaza namazı niyetinde kılınması da tartışılan bir konudur. Bundan sonraki bahiste kaza bahsini anlatırken değineceğim gibi; namazın kaza edilmesinde meşru bir mazeret yoktur. Bu, şu demektir: Kaza niyetiyle kılınan namazlar, Cenab-ı Hakk’ın lütfuna bağlı olarak; kabul olur, ya da olmaz. Bu açıdan sünnet yerine kaza diye niyet etmek yanlıştır. Biz sünnet niyetiyle kılarız, Cenab-ı Hak lütfedip makbul sayarsa kaza yerine sayabilir. Yine bir yanlış uygulama da İslâm Dini’ni belli bir yaşta benimsemiş kimsenin, geçmiş yıllara ait vakit namazlarını kaza etme yanılgısıdır. Çünkü namaz, imana erdikten sonra, katıksız olarak İslâm dinini seçtikten sonra farz olunmuş bir ibadettir. Geçmiş yıllarına ait bir hesap açmak yanlış ve yersizdir. Bazı okuyucularımız tarafından çeşitli vesilelerle sorulan birkaç noktaya da değinerek bu bahsi tamamlayacağım: a) Gündüz namazların hafi (sessiz), daha çok karanlıkta kılınan namazların cemaatle kılınırken yüksek sesle okunması: Bu sırrın hikmeti vakitlerin gönüllerde yarattığı uyarı ile ilgilidir. Sanılanın tersine, gündüz kılınan namazlarda gönlün kendi iç dünyasına daha derinden ulaşması gerekmektedir. Bu bakımdan namazda kıraat sessiz okunur. Gece namazlarında ise kulağın kendi sırrında gönle yansıması daha kolaydır. Gecenin hikmetine, onu bize emreden âyet-i kerimenin açıklamasında bu konuya etraflıca değindim. (Amme Cüzü Yorumu)(5) b) Farz namazlarının iki rekâttan sonraki rekâtlarında, Fâtiha’dan sonra zammı süre okunmamasına gelince: Farz namazı, gerçek namaza davet eden temel namazdır. Bu bakımdan iki rekâttan sonra; kul mutlaka Allah ceryanına kapılarak âlemIerin seyrine geçer ki, bu hızlı iletişim zammı süreyi terketmeyi gerektirir. Bu yüzden de, imam gece kılınan namazlarda bile açıktan okumaya terk ederek gönüllerin âlemleri seyretmesine meydan verir. c) Daha çok, çok yoğun meşguliyette terkedilebilen sünnet namazlarının ilk oturuşunda salâvat-ı şerife okunması: Bu namazlarda dünyaya yaklaşım her iki rekâttan sonra daha kolay olması için salâvat-ı şerife okunur. Namazın genel anlatımında izah ettiğim gibi salâvat-ı şerifeler dünyaya yaklaşımı ifade eder. (4) Namaz Süreleri Yorumu. Onk. Dr. Haluk Nurbaki, Damla Yayınevi – İstanbul (5) Bkz. Amme Cüzü Yorumu, Onk. Dr. Haluk Nurbaki, Damla Yayınevi - İstanbul
Bayram, günahlardan kurtulma günüdür. Mü’minin bayramı, günahlarının affedildiği gündür. İmânla öldüğü gün bayramdır. Cennette Allahü teâlânın rûyetine kavuştuğu ve Peygamber efendimizi gördüğü gün, mü’minin bayramıdır. Hakiki Bir bayram günü, insanların neşeyle eğlendiklerini gören hazret-i Ali; “Günah işlemediğimiz gün de, bizim bayramımızdır” buyurmuşlardır. Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselâmın ümmetine, nice mübârek günler, geceler ihsân etmiştir. Ramazan ve Kurban bayramları da bu ihsânın içindedir. Bunları fırsat, ganimet bilerek, Rabbimizin rızasına kavuşmayı talep etmeliyiz.
Ana-babanın rızâsı… Ana-baba hayatta ise, rızâsını almak için uğraşmalıdır. Zira ana-babasını râzı eden kimse için, Cennette iki kapı açılır. Bir kimsenin ana-babası zâlim olsalar dahi onlara karşı gelmek, onlarla sert konuşmak câiz değildir. Çeşitli vesilelerle, onların elleri öpülüp, duâları alınmalı, haklarını helâl ettirmelidir. Ana-babanın duâlarını almak için vesilelerden biri de bayramlardır. Bayramlarda, ana-babaya çeşitli hediyeler alıp, bayramları tebrik edilerek, hakları helâl ettirilmeli ve duâlarını almalıdır. Arada kırgınlıklar varsa bu vesile ile giderilmelidir. Allahü teâlâ Mûsâ aleyhisselama buyurdu ki: (Yâ Mûsâ, günahlar içinde bir günah vardır ki benim indimde çok ağır ve büyüktür. O da, ana-baba evlâdını çağırdığı zaman emrini dinlememesidir.) Dâvûd-i Tâî hazretleri, kendisinden nasihat isteyen kimseye; “Dünyâda oruçlu gibi, ölüm geldiğinde de, bayram sevinci içinde ol. Halktan yırtıcı hayvandan kaçar gibi kaçıp kendini mesûd kıl. Dilini koru, lüzumsuz şeylerden kaçın. Âhirete götüreceğin şeyler nisbetinde dünyâ ile ilgilen” buyurmuştur. Sırrî-yi Sekâtî hazretleri anlatır: “Bir bayram günü hazreti Ma’rûf’u hurma toplarken gördüm ve; -Bunları ne yapacaksın? diye sordum. -Ağlayan şu çocuğa niçin ağladığını sordum. Yetim olup anne ve babasının öldüğünü, arkadaşlarının yeni elbiseleri, oyuncakları olduğunu kendisinin ise, olmadığını söyledi. Bu hurmaları toplayıp satacağım, oynaması için ona oyuncak satın alacağım dedi. Bunun üzerine; -Bu işi bana bırak deyip çocuğu alıp götürdüm. Yeni güzel elbiseler ve oynaması için de bir oyuncak aldım. Çocuk o zaman memnun oldu. Bundan sonra kalbime bir nur geldi, kalbim parladı ve hâlim bambaşka oldu.” İmâm-ı Şâfiî hazretlerinin talebelerinden biri anlatır: “Bir bayram günü İmâm-ı Şâfiî hazretleri ile berâber mescidden çıktık. Bir mesele hakkında sohbet ediyorlardı. Evlerinin kapısına gelince, bir hizmetçi kendisine bir kese altın getirip, efendisinin selâmı olduğunu ve bunu kabûl buyurmasını ricâ etti. İmâm-ı Şâfiî hazretleri keseyi kabûl etti. Biraz sonra biri gelip; -Bir çocuğumuz oldu ve hiç paramız yok. Sizden Allah rızâsı için biraz para istiyorum dedi. İmâm-ı Şafiî hazretleri, o keseyi açmadan, o şahsa verdi. Halbuki kendisinin de hiç parası yoktu.” Şumeyt bin Aclân hazretleri bir bayram günü eğlenen kalabalığa bakarak; “Eskimeye mahkûm bir elbise ve bir müddet sonra böceklerin yiyeceği et olan şu insanları görüyor musun?” buyurarak kabre girecek bir insanın gaflet içinde eğlenip oynamasına olan hayretini bildirmiştir. İbrâhim Ubeydî şöyle anlatır: “Bir bayram günüydü. Muhammed Zeynelâbidîn hazretleri, benim, yanından ayrılmamı istemedi ve; -Bugün bayramdır. İnsanların bir araya gelip dağılma günüdür. Sen benim yanımdan ayrılma. Ziyârete gelenlerin ayrılmalarından sonra, bende bir yalnızlık oluyor. Bugün benim dostum ol. Seninle konuşmak beni memnûn ediyor buyurmuştur.”
“Niçin böyle yaptın?” Zünnûn-i Mısrî hazretlerinin on sene canı, mahallî bir yemek ister. Yememesine rağmen bir bayram gecesi nefsi kendisine; -Ne olur, bayram gününde şu yemeği versen deyince, Zünnûn-ı Mısrî hazretleri; -Ey Nefsim! Şâyet bu gece bana yardım edip de, iki rekat namazda Kur’ân-ı kerîmi hatim edersen, sana bu yemeği veririm der. Ertesi gün bayram namazından sonra nefsinin arzu ettiği yemeği getirirler. Bir lokma alıp geri koyar ve namaza durur. Kendisine; -Niçin böyle yaptın? deyince; -Tam yiyeceğim sırada nefsim bana, sonunda maksadıma ulaştım, dedi. Ben de, hayır ulaşmadın, diyerek lokmayı geri koydum cevâbını verir. Behlül-i Dânâ hazretleri buyuruyor ki: “Bayram, ilâhî azâptan emin olanlar, hatâ ve isyânı bırakanlar içindir.” Netice olarak, Eşrefoğlu Rûmî hazretlerinin buyurduğu gibi: “Akıllılar bu dünyâda şu üç şeyle meşgul olurlar. Böylece onlar, herkesin üzüldüğü gün, bayram ederler: 1- Dünyâ seni terk etmeden sen dünyâyı terk edesin. 2- Her şeyden kurtulasın. 3- Rabbinle buluşmadan, Rabbin senden râzı olsun bayram, Rabbimizin huzûruna, yüz akıyla çıkabilmektir.
Peygamber efendimiz (s.a.v.), Ramazan-ı şerifin fazileti hakkında buyuruyor ki:
(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin [Kadir gecesinin] hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.) [Nesai]
(Ramazan ayı gelince, “Hayır ehli, hayra koş, şer ehli, kötülüklerden el çek” denir.) [Nesai]
(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.) [Taberani]
(Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.) [Taberani]
(Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.) [Ebu Nuaym]
(Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.) [İ.Mansur]
(Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.) [İ.Ebiddünya]
(İslam, kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.) [Müslim]
(Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrası, ancak oruçlular içindir.) [Taberani]
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.
Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur.
Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.
Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir.
Kur’an-ı kerim Ramazanda indi. Kadir gecesi bu aydadır. Ramazan-ı şerifte iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.
İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir.
Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince, (Zehebez-zama’ vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ) duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir.
Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur.
Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin!
Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır.
Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.) [Nesai]
(Ramazan orucunu tutup ölen mümin, Cennete girer.) [Deylemi]
(Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) [Taberani]
(Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutun! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.) [İbni Ebiddünya]
(Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır.) [Deylemi]
(Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin!) [Buhari]
Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, (Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) buyuruldu. (Tirmizi)
Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz.
Alimler demişlerdir ki: oruç ve açlıkda on güzel haslet vardır:
l. Açlıkta kalb safası, gönlün hakka inkıyadı, göz keskinliği vardır. Tokluk ise aptallık ve tenbellik verir, basireti kör eder. Dimağda buharı fazlalaşdırır, bu sebeble kalbde bir ağırlık olur. Söylenen fikirlere intikal ve intibak edemez, esrarı anlayamaz. 2. Açlıkta rikkat-i kalb olur. Kalb safası da insanı münacatın lezzetini idrak etmeye hazırlar, zikrinin ve sair ibadetlerinin te'sirini görür. 3. Kalbde züll ü inkisar olur, şımarıklık gider. Cenab-ı Hakk da hadîsi kudside: "Ben, benim rızam için kalbi münkesir olanlarla beraberim", buyurmuştur. Lüzumsuz ferah ve tuğyanın başlangıcı olan, aynı zamanda büyük mahrumiyetlerin sebebi olan iftihar ve böbürlenme duygusu gider. Nefis açlıkla kırıldığı kadar hiç bir şeyle kırılmaz. 4. İnsan açlıkda belaları unutmaz, zararlara ve afetlere duçar olanları unutmaz. Tok olan açları unutur, aç olanlar ise açlığın ve belaların elemlerini bilirler. Elemli fakirleri ve zayıfları unutmazlar. 5. Açlık bütün ma'siyet arzularını kırar, devamlı kötülüğü emreden nefsin (nefs-i emmarenin) üzerine basar. 6. Açlık, insana betaet ve hamakat veren fazla uykuyu defeder. Çok yiyen ise çok içer, çok içen çok uyur, çok uyuyanın gafleti artar. Kimin gafleti artarsa hüsrana uğrar ve nedameti artar. Bu sebeble meşayih-i kiram müridi ere: "Çok yemeyiniz, çok içmeyiniz, bu sebeble çok uyursunuz ve hüsrana uğrarsınız" diye buyurmuşlardır. 7. Açlıkta ibadete devam kolaylaşır. Toklukta ise ibadet zorlaşır, ibadete devam ise daha güçleşir. 8. Açlıkta bedenler ve uzuvlar sıhhatli olur, hastalıklar def olur. Çünkü umumiyetle hastalıkların sebebi çok yemek, çok içmek, çok uyumak, kan fazlalığıdır. Hastalık ibadetlere mani olur, kalbi huzursuz eder, ibadet şevkini kırar. 9. Gayet sade bir hayat sürer, sıkıntısı olmaz. Az yemeği itiyad edinen az mala kanaat eder. Bu sebeble Rasûlullah -sallallalahü aleyhi ve sellem-: "İktisada riayet eden fakra duçar olmaz." yani maîşetinde orta yolu tutan fakir olmaz buyurmuşlardır. 10. Açlıkta sadakasını gönül huzuru ile verebilir, yemeğinin fazlasını yetimlere, miskinlere dağıtır, kıyamette de sadakası altında gölgelenir.
TAKVA İÇİN ORUÇ
Cenabı Hakk Azze ve Celle ayeti kerimede: "Orucun farzıyyeti sizin ittikanız için" buyurmuştur. Çünkü oruç insanın kuvvei şehvaniyyesini kırdığı gibi nefsin heva ve hevesini kırarak bütün azalan günahdan, isyandan ictinab ile zühd ü takvaya sebeb olacağı beyan buyurulmuştur. Çünkü insanların dünyevî mesaisi iki şeye münhasırdır: Biri tatlı tatlı yiyip içmek arzusudur. Diğeri de kuvve-i şehvaniyyedir. Bu iki arzu da ancak oruç ile men'edilmiş olduğu gibi tasfiye-i cesed ve bazı emraz-ı kalbiyyenin tathirine de oruç vesile olur. Ve tıbben de midenin tashîhine vesile olduğu malum, bir hakikattir. Muhammed bin el-Haris -radıyallahu ahn- der ki: Beş zümreye beş şeyi sordum, hepsi de aynı cevabı verdiler: 1. Tabiblere devaların en şifalısını sual ettim: "Açlıktır ve az yemekdir," dediler. 2. Hikmet ehillerine: "Allah'a ibadete en fazla yardımcı olan nedir?" diye sual ettim. "Açlıktır ve az yemektir" dediler. 3. Zahidlere, "Zühde en fazla kuvvet kazandıran nedir?" diye sual ettim. "Açlıktır ve az yemektir" dediler. 4. Alimlere, "İlim hıfzında en fazla yardımcı şey nedir?" diye sual ettim, "Açlıktır ve az yemektir" dediler. 5. Sultanlara, "Her vakit dikkatli bulunmanın çaresi ve en güzel, en lezzetli taam nedir?" diye sual ettim, "Açlıktır ve az yemektir" dediler. Mahmud Sami Ramazanoğlu Altınoluk
Ramazan ayı bazılarımızın zannettiği gibi 'yeme ayı' değil, 'yememe ayı'dır. Yani oruçlu olduğumuzda iftar ve sahurda aşırıya kaçmamız hiç doğru değildir.
Akşam iftara oturduğumuzda (sahura kalkmışsak) 12 saat civarında aç kalmışız demektir. Sindirim sistemimiz istirahattedir. İşte biz iftarda yemeği birden ve aşırı şekilde mideye doldurursak salgılar fazlalaşır, tansiyon düşüklüğü olur. Hele bir de yemeği yedikten sonra uzanıp yatarsak tehlike artar. Vücuttaki kan, mide ve bağırsakların etrafında toplanır.
Beyin ve kalbe kanın gitmesi engellenir. Kan birden vücuda dağıldığında ise kalp çarpıntılarına ve krize kadar varır.
Bu sebeple kalbinden rahatsız olanlar yediklerine dikkat etmelidirler. Tavsiye edilen; yemeğin yavaş, iyi çiğnenerek ve sohbetle, muhabbetle yenmesidir. Osmanlı konaklarında iftarda önce çorba çıkar, misafirler orucunu bu şekilde açtıktan sonra akşam namazı eda edilirmiş. Yemek ise namazı müteakiben yenirmiş. Aslında sağlığa en uygun olanı da budur. Yine Ramazan'da bol sıvı almalıyız. Taze meyve suyu, ayran gibi içecekler de alınabilir Ramazan'da ağır yiyeceklerden kaçınmalı, meyve ve çiğ sebze tüketimine önem verilmelidir. Ramazan'ın sağlık ayı olduğunu unutmayalım. Doç. Dr. Sefa Saygılı Milli Gazete