Hay gibi üç harftir aşk. Hay’dır aşıkların sözleri. Elestten beri aşk vardır alemde “kalu bela” derken başlamıştır aşık ve maşuk sevdası. Kimi aldandı, kiminin aklından hiç çıkmadı, kimi de unuttu “kalu bela” yı. Sen bize unutturmadığın için binlerce şükür olsun. Hamdimiz, aşkımız, gönlümüz seninledir, Seninle mutmain olur kalplerimiz.
Aşıkların tek derdi sevgiliye kavuşmak mıdır? Neye aşıktırlar? Kalpleri ne ile meşguldür? Hakiki aşık ilahi aşk deryasında yüzer. Marifetullah’a ulaşmak çile yolunu aşmakla olur. Aşık çileyle aşkını artırır, gönlü aşkla dolar.
Kalbi yananların, vuslat sevdasıyla dolanların, Veysel Karaniler’in, Fuzuliler’in, Yunusların, Mevlanaların, Nakşibendilerin, Geylanilerin derdi, bu derdin çoğalmasını isteyenlerin halidir aşk.
O’na aşık olmak ne güzeldir, ne hayırlı bir duygudur. Bu aşka vasıl olmak çok zordur, masivadır O’na aşkı engelleyen. O’nu görmeden aşık olmak ne hoş bir iştir. Masiva içinde Marifetullah’ta aşk-ı nebi’de kaybolmak gerek. Bedenden sıyrılıp yoklukta yok olmak.
Veysel’in aşkı, çilesi hırka-yı şerifi almasına bedel oldu. Aşktır bizi sıcak döşeklerden uzaklaştıran, bizi gurbetlere düşüren. Gönülde yanan odun ateşidir, korudur, kıvılcımlarıdır, sıcağıdır aşk.
Hay gibi üç harftir aşk. Hay’dır aşıkların sözleri. Elestten beri aşk vardır alemde “kalu bela” derken başlamıştır aşık ve maşuk sevdası. Kimi aldandı, kiminin aklından hiç çıkmadı, kimi de unuttu “kalu bela” yı. Sen bize unutturmadığın için binlerce şükür olsun. Hamdimiz, aşkımız, gönlümüz seninledir, Seninle mutmain olur kalplerimiz. Kalp Seni anmayınca, boştur arş u sema, boştur geçen saniyeler, boştur konuşulanlar, yapılan işler, atılan adımlar. Nurunla doldur kalbimizi, irfanla doldur aklımızı, cemalini yansıt düşüncelerimize. Zikrinle, şükrünle, sanatınla donat dilimizi. Elimize güç ver de Seni yazalım, Seni anlatalım, Seninle dolup taşalım, her harfimiz, her kelimemiz Seni anlatsın, her adımımız Seninle olsun, her bakışımızda Seni görelim, dilimizdeki her söz, aklımızdaki her düşünce, okuduğumuz her kelimede Sen ol…
Neyden çıkan sestir aşk. Ali’nin derdidir. Miracı anlatır her ses. Her Huda, her Hay’da duyarız o sesi. Duyduğundan beri yakmıştır kamışın vücudunu aşk, inceltmiştir, sarartmıştır rengini. Nefsin yedi mertebesini aşmayı anlattırmıştır. Çileyle dolmuştur tüm bedeni, hu der o günden bugüne, hularla coşar, hularla aşık eder aşıkları aşkla doludur bedeni, ah eder Sen gittin gideli. Duyanları doldurur aşkıyla, birdir şekli, eliftir şekli, Allah’ı anlatır her sözü, zikirle doludur içi, tek başına olduğundan doldurur zikirle içini, yeter ki biri üflesin, halini sorsun, döker dertlerini. Derdini anlayan ise dertli aşıklar olur. Aşık kamışın, aşk kokan nameleri dökülür nefesinden. Ayrılıklarından bahseder, öz vatanından ayrı düşmüş tek kalmıştır. Cevherini de tek kalınca ortaya çıkarır, çünkü vuslat aşkı onu divane etmiştir , susamaz artık hayları hulara hıçkırıklara döner yanık yanık, dertli dertli öter. Boşaltmıştır içini tüm kötülüklerden, tüm sevgisizliklerden, günahlardan. Aşkıyla hem-hal olmuştur görmez kimseyi gözleri. İnler , inledikçe inletir cümle aşıkları. Kulakları doldurur boş bedeniyle, öyle bir doldurur ki Halik’ımızın tecellileri görülmeye başlar. Seni anlatır her yerde onu ancak anlayan anlar, benliğini aşanlar anlar, besmeleyle başlar, salavatlarla devam eder, zikirler coşar, seni özler, seni anar her daim, Sensin onun ve aşıkların derdi, resûlün övgüsüyle, miracıyla devam eder coşmaya, mürşitleri, müritleri, evliyaları, şehitleri anlatır dua eder hamdla susar ince bedeni. Tarihten, menkıbelerden, mucizelerden dem vurur, mucizedir zaten onun yaşamı ve sesi. Eyub’un sabrı, ızdırabı, Yakub’un acısı, Efendimizin sözleri, ağlayışları gizlidir içinde, kendini öyle sıkmıştır ki incelmiştir baştan aşağı. Derdine çare yoktur. Onun derdi vuslattır.
Aşkın en güzel varisi neydir. Cansız bedeni, ölü bedeni hiç aldırış etmeden nameler döker. Peygamberimizin sünnetleri, hadisleri bizlere nasıl kalmışsa neyde nameleriyle anlatır bir şeyleri. Seni görseydi, sesini duysaydı ne olurdu hali.
Her şey, her yer, her hal, her ses, tabiat seni anlatır. Bülbülleri uyutmayan hulara gark eden, arıları ibadete hem de hiç durmadan, karıncaları mecnun eden, hiç durmadan yürüten, çiçekleri gündüz açılıp gece kapanmaya yönelten, gülü güldüren, bülbülü inleten o aşktır. Aşkınla solar bedenimiz, aşkınla görmez gözlerimiz, açılır kalbimiz, aşkın gideriz mürşidimize, çağırır bizi, uzak diyarlarda olsa dahi her an yanımızdadır ruhen, yakarışlar yükselir, göğün derinliklerine semanın zirvelerine, dağlarda yankılanır, taşlara çarpar başı aşkın hükümranlarıdır hoş sedalar, aşıktan haber götürür saba yeli hoş vakitlerde, duaların kabul olduğu anlarda coşar aşık, yönelir sevgilisine, döker dertlerini. Tüm alem-i ezkar O’nunla dolup taşar diller susar, coşar kalpler, kapanır gözler açılır gönüller, rahmet kapıları sonuna kadar açılır. Kim inanmaz buna, kim, kim inkar edebilir Seni? Kim şirk koşar Sana? Kahhar isminle kahret onları, aşıklar üzülmesin, kalksın tüm engeller aşıkların önünden, aşk ehillerini Seninle ve sevginle, rüyalarda birleştir aşıklarla mürşitleri.
Aşk sarmaşık kökünden gelir, sarıp sarmalar kendine, kendine bağlar aşığı, öyle bir sarar ki hiç bir şeyden engelleyemez onu. “Kalu bela” demiştik, beli evet demektir. Belaya gark olmak, bela ile hem-hal olmak, aşk belasına tutulmak demektir. Senden gelen her şeye evet demektir. Orada anlaşmıştık. Senden ayrılmıştık, diyar-ı belaya düşmüştük. Sen orada Sana ilk secde edeni habibin, sevgilin, nebin seçmiştin. Bizler onu öyle özlüyoruz ki görememe ızdırabı yürekleri parçalıyor, onun kokusunu duyamama, ayaklarının tozunu öpememe acısı hiç terk etmiyor bizleri. Aya her bakışımda onun parmaklarını hatırlıyor, onun güzelliğini görmek istiyoruz. Cemalini cemaline yansıtmıştın. Gönülleri aşkınla doldurup cümle aşıklara rüyalarında seyrettirdin habibini. Şevk-i aşkına doyum olmaz, firakte, visalde ağlar yanarız cemalini görme arzusuyla. Tadı yok sensizliğin, Senin büyüklüğünü düşünmekle akıl sırra eremiyor, zerreden de daha küçük olan bizler Seni anlayamıyoruz. Öğret bize bilmediklerimizi. Mevlana’nın şeb-i aruzudur aşk, Yunus’un düz odunları, Emir Sultan’ın çıralarıdır, Birinci Ahmed’in başındaki tacıdır, Kanuni’nin seferleri, fatih’in gülleri, gemileridir aşk.
Aşıkların aşkı artar,
Gönül odu şu’le saçar,
Ab ister yandıkça yanar,
Alev içinde İbrahim olayım mı?
Alıntıdır...